Çocuk iş cinayetlerinde yoksulluğa itiraz etmek

Bu yazıda, İSİG meclisinin çocuk iş cinayetleri raporunun detaylarına yer vereceğim.

Çocuk işçiliğinin en temel nedeni yoksulluktur. Bu gerçeği göz ardı ederek geliştirilen politikaların sorunun çözümüne katkı sağlamadığı, Türkiye örneğinde açıkça görülmektedir.

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi’nin geçtiğimiz günlerde yayımladığı 2013-2024 yıllarını kapsayan "Çocuk İş Cinayetleri Raporu"na göre, bu süreçte çalışırken hayatını kaybeden çocuk işçi sayısı 742’ye ulaştı. Bu dönemde çocuk işçiliğiyle mücadeleye yönelik çeşitli adımlar atılmış olsa da, sonuçlar gösteriyor ki alınan önlemler sorunun özüne inmekten uzak kaldı.

Örneğin, 2017-2023 yılları arasında uygulamaya konulan “Çocuk İşçiliğiyle Mücadele Ulusal Programı” kapsamında, 2018 yılı “Çocuk İşçiliği ile Mücadele Yılı” ilan edildi. Başbakanlık Genelgesi ile hayata geçirilen bu program, ILO’nun teknik, BM ajanslarının mali desteğiyle güçlendirilmiş ve 6 bakanlık ile 7 işçi ve işveren sendikasının desteğini almıştı. Ancak çocuk işçiliğini sona erdirmek gibi büyük bir iddiayla yola çıkan bu program, sorunun kaynağına inmeyen bir anlayışla ele alındı. Program kapsamında uygulanan ekonomik politikaların çocuk işçiliğiyle ayrı başlıklar halinde değerlendirilmesi, esasen bu sorunu sadece tespit etmekten öteye geçemediğini gösterdi.

2018 itibarıyla derinleşen ekonomik kriz, ücretli çalışanların alım gücünü ciddi şekilde azalttı. Artan enflasyon, asgari geçim koşullarını daha da zorlaştırırken, 2020 yılında başlayan küresel salgın süreci işçileri daha da savunmasız hale getirdi. Sokağa çıkma yasakları nedeniyle birçok sektörde işçiler ya işsiz kaldı ya da asgari ücretin bile altında çalışmaya zorlandı. Bu süreçte yoksulluk derinleşirken, mutlak yoksulluk (bireylerin temel yaşamsal ihtiyaçlarını karşılayamama durumu) hızla arttı. Bunun bir sonucu olarak, çocuk işçiliği de ucuz iş gücü ihtiyacını karşılayan bir çözüm olarak daha fazla yaygınlaştı.

Bugün, ekonomik kriz süreklileşmiş bir hale gelirken, asgari ücret işçiler için ortalama bir ücrete dönüşmüş durumda. Bu da mutlak yoksulluğun artışıyla çocuk işçiliğinin paralel şekilde yükselmesine neden oluyor. Çocuk işçiliğini ortadan kaldırmaya yönelik bir programın, aynı zamanda yoksullukla mücadeleyi de kapsaması gerektiği artık kaçınılmaz bir gerçek olarak karşımızda duruyor.

Devletin çocuk işçiliğini sona erdirme politikası ile Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) aracılığıyla çocuk işçiliğini teşvik etmesi, bu konudaki bakış açısındaki çelişkinin en açık göstergesidir. Yoksul ailelerin çocuklarının geleceğe dair kaygılarından faydalanarak, onları iş yerlerinde sömürünün bir parçası haline getiren bu sistem, çocuk işçiliğiyle mücadele programıyla aynı döneme denk gelmesiyle de büyük bir tezat oluşturmaktadır.

  • Sanayide çırak ve kalfa olarak çalışan çocuk işçilerin sayısı zaten fazlaydı. Ancak MESEM ile bu durum devlet eliyle kitleselleştirildi ve tarihte görülmemiş bir boyuta ulaştı. Bunun bir sonucu olarak, sanayide çalışırken hayatını kaybeden çocukların oranı 2024 yılında %25’e yükseldi.
  • Son bir buçuk yıl içinde, MESEM kapsamında çalışırken hayatını kaybeden çocuk işçi sayısı 12’ye ulaştı.
  • Özellikle moto kuryelik yapan çocuk işçilerin durumu dikkat çekici. Son yıllarda, 15-17 yaş grubunda moto kurye olarak çalışırken hayatını kaybeden çocukların sayısı hızla arttı.
  • 76’sı Suriyeli olmak üzere en az 86 göçmen çocuk işçi hayatını kaybetti. Bu, tüm çocuk işçiliği ölümlerinin %12’sine denk geliyor. Göçmen çocuklar, işverenler açısından en savunmasız grup olarak görülüyor; düşük ücretle çalıştırılıyor, maaşları eksik ya da geç ödeniyor, haklarını aradıklarında şiddete maruz kalabiliyor ve zorla çalıştırılabiliyorlar.

Yoksulluğun çocuk işçiliğine, çocuk işçiliğinin ise çocuk iş cinayetlerine neden olduğu gerçeği göz önüne alındığında, bu soruna karşı güçlü bir mücadele örgütlenmesi gerektiği açıkça görülmektedir.