Bahçeli ve Erdoğan'ın paradigması: Yeni Türkiye

Öcalan’ın, destek verdiği Bahçeli ve Erdoğan Modelinin (paradigmasının) arka planına bakarak, aslında ülkemizin ve de Kürd ulusunun nasıl karanlık bir geleceğe hazırlandığını görebiliriz.

2000’li yıllardan itibaren yürürlüğe giren, sonradan MHP’nin de aktif olarak katıldığı ve ABD’nin kaptanlığında ki gerici ve emperyalist gemide sahnelen ‘Yeni Türkiye’ denen oyunun son sahnesine hoş geldiniz!

RTE’nin, “ Orta Doğuda yeni bir Türkiye kuruluyor ve tüm milliyetçi ve sağcı kesime bu projede yer vereceğiz” söylemiyle tüm muhalifleri dize getirdiğini biliyoruz.

Fakat ne acıdır ki ona karşı savaşacak kitlesel ve örgütlü herhangi devrimci bir muhalefet de yok! Peki, bu projenin aslı nedir?

Öncelikle bu konuda Merdan Yanardağ’ın İSLAMO-FAŞİZM adlı kitabında ki projeye ilişkin tespitlerini okumalıyız. Ayrıca Merkez Parti(MP) başkanı Abdürrahim Karslı ve tüm çalışmalara katılan Abdurrahman Dilipak adlı bir sağcı aydının da bu konuda açık beyanlarına göz atabiliriz. Sonuçta RTE’nin, İstanbul Belediye başkanlığından itibaren ABD’nin özel olarak ilgilendiği kişi olduğunu görürüz. ABD’li yetkililer tarafından Erdoğan ve arkadaşlarına dikte edilen ilkelerin, onlar tarafından benimsediğine ve AKP’nin kurulduğuna şahit oluyoruz. Büyük Ortadoğu Projesinin(BOP’un) ilkelerini şöyle özetleyebiliriz:

1-     Kürdlerin İsrail gibi ABD’nin kontrolünde bir devlet kurmalarını Öcalan’ın liderliğinde sağlamak. Böylece Öcalan’ı tutuklayan ABD’nin, onu neden Türkiye’ye teslim ettiğini de böylece anlamış oluyoruz.

2-     İsrail’in güvenliğine yardımcı olmak ve görevler almak. Filistinli on binlerce kadın-çoluk çocuk katledilirken neden İsrail ile ticaretin kesilmediğini de şimdi daha iyi anlıyoruz.

3-     Projenin omurgasını oluşturan ilke ise:  Bölgedeki tüm ülkelerin-Türkiye de dâhil-ABD’nin kontrolüne sokmak için yürüteceği operasyonlara (ilk başta Irak, daha sonra Arap baharı süreci içerisinde Libya-Mısır ve Suriye’nin nasıl hizaya getirildiğini biliyoruz.) destek vermek,

4-     İslamiyet’in emperyalist sistemin çıkarlarına göre yorumlanıp yeni şekliyle sunulmasına ses çıkarmamak ve destek sunmak. Suudi Arabistan’da ki son reformların da bu çerçevede hayata geçirildiğini öğrenmiş oluyoruz.

 2000 yılının başında RTE ve ekibine, şunlar da dikte edilmiş:

‘Eğer bu tespitlere katılırsanız sizi iktidara taşır ve ülkenizde tek adam rejiminin kurulmasını sağlarız. Bu nedenle size karşı çıkanları ya pasifize eder veya size yardım etmelerini sağlarız. Ayrıca projenin yöneticiliğini de yapacaksınız’’ diyen ABD’nin, ülkemiz siyasi sürecini nasıl yönettiğini görüyoruz.

MUHALEFETİN PROJEYE DESTEĞİ

1-     Öncelikle; RTE’ye küfür veya ağza alınmaz laflar eden muhalif milliyetçi ve İslamcıların nasıl ikna olduğunu anlamız gerekiyor. Demek ki onları ikna eden çok önemli bir neden veya görev bölüşümünü içeren bir proje mevcut. Bu, tüm milliyetçi ve İslamcıların hayalini süsleyen ve onları ipnotize eden Yeni Türkiye projesidir.

Projenin milliyetçiler açısından albenisi: baskı-biat, ırkçılık, rant ve kariyer sunulmasıdır! Projenin İslamcılar açısından önemi ise: hilafet yasalarının-padişah sisteminin-anti laik yaşamın ve parasal gücün sunulmuş olmasıdır

2-     Muhalefet adına CHP’nin, D. Baykal’ın bilgisi dâhilinde bu proje içinde yer aldığını ve Parlamento dışı kalan Erdoğan’ı nasıl meclise taşıdığını biliyoruz. Kılıçdaroğlu’nun da bu projeye uygun adımlar attığını görüyoruz: Şeriatçı ve ırkçı Ekmeleddin’in aday gösterilmesi, Proje dışı politika üreten Demirtaş ve arkadaşlarının dokunulmazlıklarının kaldırılması ve birçok adım sayılabilir. Fakat Kılıçdaroğlu’nun son altılı masa adına sunulan program, ‘parlamenter sisteme geçiş’ önerisiyle proje karşıtı bir çalışma olup, bu olumlu dönüşümü de hak yememek açısından kabul etmemiz gerekiyor. Benzer adımları, yeni CHP yönetiminin de attığını gördük. Yumuşama adı verilen politika, projeye desteğin kapalı biçimidir. Fakat elde edilen seçim başarısının yok olma sürecine girilmesiyle bu politikasından vaz geçen CHP kurmayının da tam proje karşıtı bir politika izlemediğini görüyoruz: siyasi söylemlerinde açık ve net bir şekilde, parlamenter cumhuriyetten bahsetmediklerini izliyoruz. Sadece seçim odaklı bir muhalefet stratejisine girdiklerini görüyoruz. Proje karşıtı olmanın tek ölçüsü; Mursi sendromu içinde olan Erdoğan’a karşı, emekçi ve üreten sınıfların kitlesel dev gösterilerini örgütlemektir. Bu; Erdoğan’ı iktidarda tutan asker ve sivil bürokrasinin sallantıya girmesi demektir. Bu da seçim sandıklarında-sayımlarda ve sonuçların açıklanmasında gerçeğe yakın sonuçların çıkmasına hizmet edecektir. Guatemala’da ki faşist egemenlerin RTE’nin baskısını aratmayan uygulamalarına rağmen, Sosyal Demokratlar seçimi kitlenin gücü sayesinde almışlardır. Seçimi almak istiyorsa muhalefet ve CHP, Guatemala’ya heyet gönderip son seçim deneyini incelemesi şart!

Açık destek veremeyen CHP açısından proje ise: emperyalist sistemin dışında konumlanamaması ve de ABD’nin kararlarına, kendisini uyma zorunluluğunda hissetmesi sayılabilir.

3-     Demokrasi birleşeni olan ülkemizdeki Kürd hareketi, Öcalan vasıtasıyla projeye bağlanmaya çalışılıyor. Destek vermeleri veya en azından 2010 yılındaki Anayasa oylamasında olduğu gibi boykot ve bağımsız tavır içinde olmaları istenmektedir. Projenin Kürdler açısından cazibesi ise: Suriye merkezli bir devlet kurma girişimidir. Fakat bu proje, sadece ABD’ye hizmet etmiyor. Amaçlarından biri de RTE’nin tekrar Başkan olmasının garanti edilmeye çalışılmasıdır. Bu projede Kürd ulusunun hak ve özgürlüklerinin belki kırıntıları olacak(içerdekilere bir af yoluyla çıkış, ırkçı ruhları rahatsız etmeyecek haklar vs.). Ama bu projede, Öcalan’a kısmi veya tam özgürlük ve de Suriye’nin yeni yönetiminde Kürdlerin görev almaları yer almaktadır. Yani Suriye’nin cihatçı katilleriyle birlikte Kürdlerin devlet kurdukları ilan edilecek ve onlardan bunu kutlamaları istenecektir büyük ihtimalle. Ne var ki Trump ile birlikte ciddi sorunların gündeme geleceğini öngörebilirim. Çünkü İsrail ve onun sadık koruyucusu Trump, cihatçılara fazla güvenmiyorlar. HTŞ’yi destekleyen Türkiye ile ABD arasında çelişki çıkarsa buna şaşmamak gerekecek.

YENİ TÜRKİYEDE BİZİ BEKLEYENLER

Emekçiler ve devrimciler aşısından Bahçeli ve Erdoğan’ın paradigması; daha fazla yoksulluk, daha çok zindan, daha açık şiddet ve yasaklamalar, seküler yaşamdan, cumhuriyetten yana insanların ötekileştirildiği, Kürdlerin eskisinden daha çok aşağılandığı, hatta geri ve ırkçı yasalarının gündeme geldiği, Anayasa Mahkemesinin ve demokratik kurum ve kuruluşların kararnamelerle etkisiz kılındığı ama daha da önemlisi; NATO konsepti değiştirilerek ülkemizde resmi olarak ilan edilmiş hilafetçi cumhuriyet günleri..

Yeni Türkiye’ye ‘hoş geldiniz’!